SİDE (Ülkemizi Sevelim Koruyalım)

Yazdır
PDF



side1.jpg - 15.12 Kb

       Dünyaca ünlü bazı yazarlar, neredeyse sadece bir tane kitap yazmışlar ve bu kitap onların asırlardır dünyanın en ünlü yazarları arasında sayılmaları için yeterli de olmuştur. Herman Merville’de bunlardan biridir diyebiliriz sanıyorum.

       Yazdığı Moby Dick (Beyaz Balina) kitabında, başta gemi kaptanı (İsmi Ahad olmalıydı.) olarak, yarattığı tipler bunun için fazla fazla yeterli olmuştur. Türk okurları olarak bizim bir şansımız daha var. Bu kitabı bizler için, dilimizi çok iyi kullanan ve kendisi de bir şair olan Sn. Sabahattin Eyüboğlu Türkçeye çevirmiştir. İşte o kitabın başlarında, baş kahraman sayılabilecek olan Ismael (?) bulunduğu liman kentinde, bir gemide iş bulabilmek amacıyla, şehrin iç sokaklarından limana doğru yürümektedir. Bu sırada deniz görünmediği halde, ona doğru yürüdüğünü bilmekte ve tanımadığı şehirlerde bile bunu yapabildiği için de, kendisi ile övünmektedir. Biz de bugün Side’deyiz, önce denize varmak geçti içimden ve küçük yaşlardan beri denize yakın birisi olarak, çarşı içine girerek, denize doğru yürümeye başladım. Daha görmüyoruz ama deniz önümüzde şimdi, bunu biliyoruz, çünkü ben Side’de ilk defa da bulunmuyorum. Hadi bunu itiraf edeyim de kendimi Ismael ile eş tutmaya çalışmadığımı anlayın.

 side2.jpg - 14.72 Kb

                                                          

 

             İyimi, kötümü tartışılmalıdır, ama Side’de antik kalıntıların bir bölümü, çarşı içindeki yerleşimlerle birbirlerine karışmış durumdadır. Çarşı esnafı göründüğü kadarıyla bu eserlere bir zarar vermiyor, gelen müşterilerinin, bunları görmek için geldiklerinin bilincindeler gibi davranmaktadırlar. Yine de örneğin çarşı içinde kalmış olan bu hamamın, bu cepheden tam bir görüntüsünü alabilmek, çevresindeki dükkanlardan, arabalardan dolayı olanaksız hale gelmiş bulunmaktadır. Antik eserlerin günlük insan yaşamı içinde kalmalarında bir güzellik de olabilir belki. Ama bu kadar dip dibe olmaları da yanlış herhalde.

 side3.jpg - 15.59 Kb

                                    

 

            Hamamın diğer cephesine geçiyor ve çevresine park etmiş olan vasıtaların olanak verdiği ölçüde bir resim çekiyor, sonrada çevresine çekilmiş olan tel örgünün açık kapısından içine giriyorum.

 

  side4.jpg - 20.44 Kb                                 

 

              Hamamın yuvarlak taşların dizilmeleri ile yapılmış olan döşemesi çok hoşuma gidiyor ve sizler için bunu resimlerken, çevresindeki dükkan ve lokantalar da görüntüye giriyorlar. Komşu lokantanın masalarından birisinde beyaz gömlekli garson, müşterilerin siparişlerini almaktadır. O masadaki müşteriler için, asırlar öncesinden bir yapının yanında, neredeyse içinde yemeklerini yiyebilmek, oldukça ilginç ve çekici olmalıdır.

 

  side5.jpg - 16.18 Kb                                  

 

             Hamamın sıcak su ve buhar dolaştırılan alt döşemesi, tuğla kolon ve kemerler ile yapılmış. Birçok antik kentte böyle olduğu gibi, yine bir çok antik kentte de bu sütun ve kemerlerin taştan, mermerden olduklarını görmüştük daha öncelerde.

 

   side6.jpg - 16.29 Kb                             

 

             Çarşının bazı bölümlerinde dükkanlar, görünen antik yapıların yanlarına ulaşılmasını engeller durumda bulunuyorlar. Örneğin burada, biraz daha ötelerden dolaşmamız gerekiyor, görünen antik duvarın yanına ulaşabilmemiz için. Ne hizmet verdiğini bilemediğim bu işyerinin içerisinden geçerek, ulaşıp, ulaşamayacağımız biraz meçhul.

 

  side7.jpg - 20.18 Kb                             

 

             Bu bir lokanta girişi ve ulaşacağımız duvar, hala bize uzak duruyor. Ama çarşı esnafının tutumu, soldaki beyaz tabelada, “Tapınağa buradan geçebilirsiniz” şeklinde ok işareti koyarak bizi lokantaya davet ediyorlar. Yemek masalarının, yemek yiyenlerin aralarından geçerek, buradan da ulaşabiliriz oraya, ama ben hiç bir mekandan geçmeden ulaşmayı deneyeceğim.

 

  side8.jpg - 19.02 Kb                             

 

          Bir dükkan boşluğu bulduk gibi ve buradan antik kalıntıların içinden geçebilmeye çalışacağız. Bir tapınak burası, bu nedenle boş bırakılmış. Bereketi temsil eden Nar tapınağıymış.

 

  side9.jpg - 22.45 Kb                               

 

        Tapınağın üzerinden resimler çekerken, tapınağın içine kurulmuş olan lokantanın garsonuna da, benim için masalardan birisine bir kola getirmesini söylüyorum. Buradaki düzene biz de uymalıyız, çaresi yok. Az sonra tapınağın basamaklarından, bu lokantaya inecek ve bu masalardan birisine oturarak, Tapınak’ı terketmeden kolamı içebileceğim.

 

   side10.jpg - 17.68 Kb                           

 

              Masamıza oturarak kolamızı içerken, bizim gibi başka bir masada oturmuş, içeceklerini içmekte olan yabancıları da fotoğraflıyorum. Bu arada lokantanın durumunu olduğu gibi anlatıyor olan, isminin yazıldığı “Temple (Tapınak) Restaurant” tabelasının bir kısmı da, sağdaki duvarın üzerinde kısmen fotoğrafımıza giriyor.

 

   side11.jpg - 12.69 Kb                             

 

            Temple Restaurant’ın deniz tarafında, Akdenizde böyle görünüyor. Antik kalıntıların içinde büyümüş bir Bergama’lı olarak, Side’de bir örneğini gördüğümüz bu uygulamayı tartışmamız gerektiğinin üzerinde duruyorum. Yabancı misafirlerimizin görüşlerine sunduğumuz antik kalıntılarımız tel örgülerle çevrilmiş, kendi başlarına haldemi olmalılardır, ya da Side’de olduğu gibi, günlük yaşamın içine karışmış, serbestçe gezilebilir durumdamı? Benim Anadolu içine serpilmiş ve çoğu terk edilmişlikten yıkılma durumuna gelmiş olan Altın (İpek) Yolu Hanları için önerdiğim, bu hanların onarım ve bakımlarının, yanlarına kurulacak konaklama ve yakıt istasyonlarına verilmesi görüşüm var. Adeta ülkemizdeki yaşam yerlerinin dışında, tek başlarına olup, yıkılmakta, kaybolmakta olan bu yerler için önerim çok doğru olabilir, fakat ulaşılabilir, yaşam mahallerimizle iç içe sayılabilecek antik kalıntılarımız için, bu biraz tartışmalıdır. Karışan tüm taraflar için en doğrusu nasıl olabilecekse, bunu bulup, uygulamaya koyabilmeliyiz. Ziyarete gelenler, antik kalıntılar, o mahalde yaşayan vatandaşlarımızın tümü için.

 

   side12.jpg - 18.04 Kb

                               

 

            Side’de dolaşmamıza devam ediyoruz. Çarşıdan geçerek, denize ulaşmayı başardık nihayet. Side iki ile üçbin yıl önceden kalma bir liman kenti aslında. Gerçi o zamanlar sahildeki tüm kentlerin birer liman kenti olduklarını da söyleyebiliriz tabii. Yalnız günümüzde ulaşılabilen bilgilere göre, Side bunların içlerindeki en büyük limanlardan birisiymiş. Denize ulasan bu çıkıntı ve üzerindeki duvar kalıntıları da bunu doğrulamaktadır. Eski limanın kalıntısı olması gerekiyor bu ve buna benzer diğer denize olan çıkıntıların.

 

    side13.jpg - 19.45 Kb                             

 

          Duvar yıkıntıları, denize doğru uzanan çıkıntılar ve denizin, sahil boyunca nasıl iç içe oldukları, peş peşe devam ettikleri görülmektedir. Bu liman kalıntısının hemen yanında, kara tarafında da, gemilerle gelen misafirleri karşılayan iki tane tapınak, bunları çevreleyen bazilika ve bir hamam yapısı bulunmaktadır.

 

   side14.jpg - 8.37 Kb                            

 

         İşte limanın hemen girişindeki tapınaklardan birisine ait kapıdan ayakta kalanlar. “Ayakta kalanlar” demem biraz yanlış oluyor tabii, “Ayağa kaldırılanlar” demeliydim. Bu parçalar da yere dağılmış durumdaydılar mutlaka. Bir emek verilerek, zaman, ekipman ve bunlar için para ayrılarak, bu duruma getirilmiş olmalılardır.

 

  side15.jpg - 16.82 Kb                             

 

          Hala yerde durmakta olan, ayni tapınağın parçaları ve arkalarındaki bazilika yapısı. Resime giren insanlardan, bu sütun parçalarının büyüklükleri konusunda bir fikir sahibi olabilirsiniz. Kapısından da belli olduğu gibi, çok yüksek bir yapıymış bu Apollon Tapınağı. Denizcileri koruması için yapılmış.

 

   side16.jpg - 8.94 Kb                                 

 

             Side’de antik kalıntıların sergilenmesinde, üç ayrı tip olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birisi, çarşı esnafı ve müşterileri ile antik kalıntıları ziyarete gelenlerin ortak kullanımlarındaki, Çarşı’nın içinde kalan antik kalıntılar. Diğeri de birleştirirsek, tel örgü ile çevrili ve bilet alınarak girilebilen tiyatro ile Müze yapıları ve buraya toplanmış olan eserlerdir. Üçüncü tip sergileme ise, bu bölgede oluşmuş olan kumulların, Side civarındaki kısmının içinde kalmış olan, başı boş durumdaki eserlerdir. Yukarıdaki resimde, kumulların sahilden başlangıcı ve içeriye doğru kum içinden kendilerini gösteren antik yıkıntılar görülmektedir. Bu üçüncü sınıf yapılar tamamen korumasız durumda olarak, isteyenlerin ziyaretlerine açık durumdadırlar.

 

   side17.jpg - 12.30 Kb                                

 

        Kumul bölgeye yayılmış olan bu eserler arasında serbestçe gezilerek, dolaşılabilmektedir. Yanlarında açıklayıcı hiç bir bilgi olmayan bu yıkıntılar arasında, zaman zaman sadece, bir kaç dilde “Büyük Plaj” yazılmış ve bir ok işareti ile yön gösteren tabelalara rastlanılabilmektedir. Kumul bölgenin büyüklüğünden dolayı, plaja gitmekte olan ziyaretçilerin, antik yıkıntılar ve kumullar arasında inip çıkarlarken, yollarını kaybedebilecekleri düşünülmüş olduğundan konulmuş olmalıdır bu tabelalar.

 

    side18.jpg - 13.00 Kb                            

 

          Kumullar, bunlar üzerinde zaman içinde yetişmiş olan bitki örtüsü ve bu alana dağılmış durumdaki antik kalıntıları görüyorsunuz. Biletsiz olarak, bu civarda olan her kimse, kumulların arasına dağılıyor ve seçtikleri kalıntının yanına kadar giderek, onu rahatça izleyebilme olanağına kavuşabiliyorlar. Bu da kendi kendine Side kentimizde veya şimdi aklıma gelmeyen birçok kentimizde ortaya çıkmış olan bir uygulama. Daha ziyade henüz keşfedilmemiş antik yerleşimlere yakıştırılabilecek olan bu durumun, yıllardır bilinen, yanlış hatırlamıyorsam, müzesinde 1949 yılından beri, buradaki arkeolojik çalışmaları yöneten kişinin heykeli sergilenen, Side kentimizde oluyor olması oldukça ilginçtir.

 

   side19.jpg - 9.84 Kb                             

 

         “Kumul”, “Kumul” deyip duruyorsun, “Hani nerede kum?”, “Nerede kumul?” diyecekleriniz olabilir diyerek, henüz üstü bitkilerle kaplanmamış bölümden de bir fotoğraf koyuyorum. Solda ve sağda kumdan başlarını çıkarmış olan antik kalıntılar kendilerini göstermektedirler. Bu durum bize, bu konutlarda oturulduğu çağlarda, kumun bu seviyede olmadığını göstermektedir. Kum sonradan yükselmiş ve konutların bir bölümünü de kapatmıştır. Side-Sorgun-Kızılot arasında bu sahil aşağı yukarı elli kilometre boyunca kumullar tarafından doldurulmuş durumdadır. Bunun en eski bölümü de, çam ağaçları ile kaplı olan Sorgun kesimi olmalıdır. Belki kazılırsa, oraların altında, çok daha eski çağlara ait insan yerleşimlerine rastlanılabilecektir büyük olasılıkla.

 

  side20.jpg - 19.93 Kb                                  

 

            Kumullar arasında dolaşmamıza devam ediyoruz. Yer yer oldukça ayakta kalmış olan yapılara da rastlamaktayız. Ama bölge o kadar geniş, o kadar çok yapı var ki, birazcık daha el deydirilmiş olsaydı, çok daha gelişmiş yapılara rastlıyor olabilirdik.

 

  side21.jpg - 13.72 Kb                          

 

            Sağlı sollu sütunlar dizili, bizden tarafında bir de su kanalı olan bir caddenin yanındayız. O zamanlar ki şehirlerde bu kanallar çok önemlidir. İnsanlar ilk çağlardan beri hep su yanlarında yerleşmişlerdir ister istemez. Ama sonra kalabalık yerleşimler başlayınca, bir su kenarına yerleşilmiş olsa bile, ayrıca ilave su getirilmesi gerekmiştir. Suyu getiremeyen yerleşimler ayakta kalamamış, büyüyememişlerdir. Lütfen suyun kıymetini bilelim ve mümkün olduğunca gereksiz yere kullanıp, harcamayalım.

 

 side22.jpg - 14.59 Kb                             

 

         Kumlar tarafından kapatılmış ve belki de biz farkında olamasak bile, hala kapatılmakta olan bu kentte, eski çağlar öncesi bir yol, ayağa kaldırılmayı bekleyen sütun kalıntıları ve yıkılmakta olan iki duvar için alınmış olan ilkel bir önlem! İki duvar arasına yerleştirilen bir ağaç ile yıkılmaları şimdilik engellenmiş durumda.

 

  side23.jpg - 11.74 Kb                           

 

           Kullanılmakta olan, Side’ye giriş asfalt yoluna yakınlığından konulmuş olabilir, tabela ile isimlendirilmiş bir yere varıyoruz. Burası “Piskoposluk Sarayı” imiş. Benim bildiğim sarayların en az dört duvarları olması gerekmektedir. Böyle ayakta kalmış tek bir duvara tabela koyarak, isimlendirmek yetiyor olmalı Side Arkeolojik çalışmalarını yapmakta olanlara.

 

  side24.jpg - 13.75 Kb                             

 

             Side girişindeki, günümüzde yürütülmekte olan en büyük arkeolojik projeye geldik. Size sadece kalıntılardaki çalışmaları gösterecektim, ama konulmuş tabelayı da iletmemin doğru olacağını düşündüm ve öyle de yapıyorum. Eski Side girişindeki yan yana üç çeşme bu. Arkada henüz ne durumda olduklarını görüyorsunuz ve onarım bittiğinde de, resimdeki gibi olacak. Benim görüşüm fazla bir işi yok, kısa zamanda yapılabilir bu. Bunu söyleyebilmemin nedeni de, arkadaki tas duvarda, tabelanın hemen sağında görüldüğü gibi, her Çeşme için suyun eski çıkış mermer oluklarının, hala duruyor olmasıdır. Çeşme hala ayakta kabul edilebilir yani. Suyu akmaz olmuş, çevresindeki taş duvarlarda yıkılmalar olmuş, o kadar. Bunlar günümüz ölçülerinde yerine konulması çok kolay olgulardır. Yeter ki  başka olmadık, zamanında hiç olmamış şeyler düşünülüp, yapılmaya çalışılmasın.

 

 side25.jpg - 11.65 Kb                              

 

            Üç Çeşme onarımını arkamızda bırakarak, Side Liman’a Tiyatro’ya doğru döndük. Bu yol bugünkü Side’ye giriş, çıkış yollarındandır. Yolun iki tarafında yapılmış olan kazılarda çıkan antik kalıntıları görmektesiniz. Ziyaretçilerden kimisi yolun solunda, kimisi yolun sağında dolaşarak, ortaya çıkarılmış olan antik kalıntıları izlemektedirler. Peki bu yol trafik kullanımında olmalımıydı? Ziyaretçiler isterlerse trafik olmayıp da, rahatça yolun karşısına geçerek, soldaki veya sağdaki kalıntılara da bakamazlar mıydı? Yolun altında da kalıntılar olma olasılığı nedir ve bunlar da ortaya çıkarılıp, ziyaretçilerin görüşlerine sunulamaz mıydı?

 

  side26.jpg - 13.55 Kb                            

 

          Side kumullarındaki kalıntılar gezmekle bitecek gibi değil arkadaşlarım. Bu da başka bir tapınaktan kalanlar. Heykeller çıkarılmışlar ve müzedelermiş, onları da orada görebileceğiz sanıyorum. Buradan ayrılırken, bir taşın altından çıkarak, bana bir göz attıktan sonra, diğer taşın altında kaybolan parlak, simsiyah bir yılanla da bakışıyoruz. (ertanalayat)

 

D e s t e k ç i l e r i m i z

Kategoriler