| 01 Şubat 2010
Belkıs (Aspendos) Tiyatro yapısının yanındayız bugün. Kapısı hemen şurada ama biz girmeyeceğiz şimdilik.
Bu devasa yapı Belkıs kentinin yapılarından sadece birisi oluyor ve diğerleri de bundan aşağıda kalır yapılar değillermiş yapıldıklarında. Ama bugünlere sadece yıkıntıları kalmış bulunuyor. Peki Aspendos nasıl ayakta kalabildi acaba? Aklıma "sürekli olarak ve hala da kullanımda olduğundan olmalı" cevabı geliyor. Yapı rahatsız ediliyor, yıkılacak öngörüsü ile “Artık burada konser verilmesin!” diyenler çatlasınlar, ama başka cevap gelmiyor aklıma.
![]()
Tiyatronun içeriden resimlerini gazetelerimizde, dergilerimizde, TV’lerimizde de görmüşsünüzdür. Bu nedenle biz arka cephesini dolaşalım, istediğiniz zaman içine de girer bakarız. Önceki resim sahne bölümünün arkasında olan yapının dış cephesini gösteriyordu ve bu nedenle düzdü. Simdi seyircilerin oturdukları dairesel tribün yapısının arkasındayız. İlk resimdeki pencere bolluğu dikkatinizi çekmiştir sanıyorum. Sahne arkası, kulis bölümünün ışıklandırılması ile ilgili olmalı bu. Tribün tarafında ise fazla pencere yok gördüğünüz gibi.
![]()
Tam tiyatronun tepeye yakın olduğu bölümde, yağış sularından tiyatroya bir zarar gelmemesi için, ikinci bir koruma duvarı ve kanal yapıldığı görülüyor. Soldaki tiyatronun asırlar önce yapılmış olan duvarı. Sağdaki ise günümüzde yapılmış olan koruma duvarı. Konser verilmelerine devam ediliyor, ama bir taraftan başka koruma önlemleri de alınıyor demek ki. Araya yapılan kanalla, yamaçtan gelecek olan yağmur sularının, tiyatro duvarına ulaşabilmesi engellenmeye çalışılmış.![]()
İkinci koruma duvarının üzerine çıkarak, Aspendos tiyatrosunun içinden küçük bir bölümü resimliyorum. Şimdi Belkıs kentinden diğer kalıntılara doğru yolculuğumuza devam edeceğiz. Belkıs kentinde beni bir onurlandıran da, bu kentin birçok krallık tarafından ele geçirilmiş olduğu ve bunlardan birisinin de, benim şehrim olan Bergama Krallığı olmasıdır.
![]()
Bu muhteşem Aspendos Tiyatrosu’na sahip olan Belkıs kentinde hiç bir arkeolojik çalışma yapılmamış ve yapılmıyor görüntüsü hakim. Tüm yapılar bir bitki örtüsünün altında kaybolmuş gibiler. Yanlarına keçi yolu patikalardan ulaşabiliyoruz. Örneğin tepenin altında olduğu tarif edilen Stadyum yapısını, iki sıra tribüne ait taş yapıları buradan fotoğraflayabiliyorum. Bu maki topluluğunun arasından yanına kendime zarar vermeden gidebileceğim biraz şüphelidir.![]()
Aspendos kadar olmasa bile, bir ölçüde ayakta kalabilmiş Belkıs yapılarından birisi de Bazilika (Tanrıların kutsandığı mahal). Otların arasından yer yer aniden beliren antik çağın taş yollarını da görüyorsunuz. Hiç bir arkeolojik çalışma yok demekle yanlış yaptım sanıyorum. Bu tür yapıların veya onlara giden keçi yollarının başlarına, küçük birer tabela konularak isimleri yazılmış. Bazilika’yı böylece biliyor ve sizlere aktarabiliyorum. Sadece bunun yapılmış olmasıyla, arkeolojik çalışmanın hangi oranda yapılmış olduğuna karar verilmesini de sizlere bırakıyorum artık.
![]()
Tanrı Zeus için yapılmış tapınağın yanındayız şimdi. Önde tapınak yapısından kalmış olan kare şeklindeki temel yapısı, arkada Bazilika ve onun da arkasında başka bir kutsal mahalden kalanlar. ![]()
Agora (Çarsı) bölümüne geldik. O zamanlar üzeri kapalı olmalıydı mutlaka.![]()
O zamanların tüm yerleşimlerinde, konutlar kadar önemli ve vazgeçilmez olan, su yapılarını, kanallarını göstermeden de yapamıyorum. Bu eski çağlardaki yapılarda, orada yaşayan topluma zarar gelmemesi, rahat etmeleri için gerekli olan tüm alt yapılar atlanmadan yapılmış ve korunmuştur.
Günümüz insani ne yazık ki çok dar düşünceli kişilere dönüşmüş durumdadır. Toplumculuktan uzaklaşıp, bireyselliğe dönülmüş olmasıyla olmuştur bu. Gariptir o zamanki hepsi birbirini ister istemez tanıyan, küçük insan toplumları bireysel olamıyorlardı. Bugünkü çok çok büyük insan yerleşimlerindeki, birbirlerini tanımayan insan toplulukları ise bireyseldirler ve kendilerine asıl bu dönemde lazım olan toplumculuğu terk etmişlerdir. Bunu yapmalarındaki en büyük neden, yaşamlarının bulundukları şehir ile sınırlı kalmadığı aldanışında olmalarıdır bence. Kendilerini uzaktakilerle bir sayıp, yaşadıkları şehirde olanlardan uzaklaştırmaktadırlar.
Günümüzde birlikte olanlar arasında diyalog kopukluğu yaşanmaktadır. Uzaktakilerle mektupla, telefonla, v.b. çok rahat haberleşilebilirken, yakın olanlarla bir araya gelip konuşulamamaktadır. Şehirlerimizde aynı apartmanda yaşayan dairelerin büyük bir çoğunluğu, birbirlerini neredeyse hiç tanımamaktadırlar. Böyle bir toplum, bulundukları şehirdeki yerleşimi, sosyal yaşantıyı, güvenliği, sağlıklı olmayı nasıl daha artı değerlere taşıyabilecektir? Onlar ilk çağlarda olduğu gibi, hep birlikte bir araya toplanarak, daha güzelin nasıl olacağını araştıran, tartışan, görüşen ve bunun olması için gerekli kararları alabilen ve uygulayan topluluklar değildirler ki artık. Günümüzde şehirde yaşayanlardan kopuk olarak, seçilmiş veya tayin edilmiş, az bir sayıdaki kişilerin bunu yapıyor görünmeleri, aldatmacadan başka bir şey değildir. Toplum olarak olunmalıdır böyle.
![]()
Belkıs kenti çarsısında yürüyoruz. Çevrede bu ot örtüsü olmayıp, bir kaç satıcı da olsa, binlerce yıl sonra yine hemen alış verişe başlayabileceğiz gibi değilmi?![]()
Bir taş duvar kalıntısının içinde kalabilmiş olan mermer parça, bizlere eskiden nasıl olduklarını söylemeye çalışıyor. Zengin bir kentti burası mutlaka. Aspendos gibi bir tiyatroyu yapabilmiş olmaları bunu ispata yeter. Ama göreceğimiz daha çok büyük yapıları da var tabii, Aspendos’tan başka.
![]()
Bu yapıların nasıl bu hallere gelebildiğini düşünürken kafam karıştıkça karışıyor ve içinden çıkamıyorum. Önce şu nişlerde, duvardaki oyuklarda olduklarını sandığım heykeller çalınmış olmalıdır. Sonra taş duvarı kaplayan mermer kaplamalar ki kalanları olduğunu görüyoruz. Sonra taşlar da gidiyor, ama nasıl oluyor da bu kadar yüksek bir duvar ayakta kalabiliyor, diğer bütün taş duvarlar yıkılırlarken ve neden tepenin altındaki Aspendos’a bir şey olmazken, tepenin en üstündeki yapılara oluyor bunlar? Bir Alman karı koca eş de bu soruları merak etmiş olmalılar ki, peşim sıra makilerin arasında, keçi yollarında beni takip etmekteler.
Oldukça çok antik kentimizi dolaşmış olduğumdan, sıra sıra bu taş duvarlar bana tanıdık geliyorlar, ama falan yapının parçası bu duvarlar diyemiyorum sizlere. Bunların yanlarına küçük, açıklama yapan tabelalardan da konulmamış. Fakat bu tepenin üzerine çıkarak dolaştıkça, aşağıda Aspendos tiyatroda kalmamış olduğumuz, sizin de hoşunuza gidiyordur umarım. Orası sadece bir tiyatro, Belkıslıların asıl yaşadıkları yerler buraları, ama yıkılmışlar maalesef.
Makiler arasında daha fazla gidemiyor ve geri dönüyorum. İleriye doğru antik yıkıntıların hala devam etmekte olduğu görülüyor. Sadece bu maki topluluğu kaldırılarak, kalan eserler ortaya çıkarılsalardı, yanlışmı olurdu ki? Gerçi maki topluluğu da Ege’mizin korunması gereken olgularından, ama burası binlerce yıl öncesinden beri onlara ait bir yer değil. Bunu bu kalıntılar söylüyorlar açıkça değilmi?![]()
İşte Belkıs kentinin bulunduğu tepenin arkasındaki, Toros’lardan ona su getiren su hattının kemerli yapısı. Köşe kısmı daha dayanımlı olduğundan ayakta kalabilmiş. Düz olarak devam eden kısımları ise aradan gecen bin yıllarda, doğal şartlara, depremlere dayanamamışlar. Yer yer hala ayakta kalabilmiş parçaları olduğunu görüyoruz. İşte bu kemerli ve boyu bir kilometreyi bulan yüksek yapı sayesinde taşınan su, biraz önce gördüğümüz Büyük Su Kanalı’na veriliyordu. Arka cephede Toros dağlarımız da büyüklüklerini gösteriyorlar tekrar bizlere.![]()
Sağda Bazilika, solda Kutsal Yapı, ortada bize doğru gelen de Büyük Su Kanalı oluyor. Peki bu tepede suyun ne işi var? Hadi suyu anladık da “Büyük Su Kanalı” biraz abartılı olmuyormu?
Kemerli su yapısının ayakta kalmış olan köşesi ve dünyamızın her tarafından onu seyretmeye gelmiş olan turistleri taşıyan otobüsler. ![]()
Taş duvar kalıntılarını kendisine mesken edinmiş olan bir Belkıs iguanasını da fotoğraflıyorum. Bizi iri gözü ile gözlemekte ve bir taraftan da gölgede kalırsa onu göremeyeceğimi sanmakta. Görmeyi bırakalım, onu fotoğrafladım da, ama bundan haberi yok. Fakat biraz daha yaklaşayım dediğimde, taşların arasına girdi ve kayboldu. Rengi de nasıl kayaların rengine uyuyor degilmi, en alıcı kartal gözü bile onu zor fark edecek. Belki de ilk Belkıs çağının da şahidi olup, buralarda yaşayarak, bu eserleri yapmış olanları da tanımış olabilir, yaşını hiç bilmiyoruz.![]()
Aspendos’un tepeden bir fotoğrafını daha alıyorum. O da hırsızların gadrine uğramış tabii. Örneğin şu karşımızdaki sahne arkası tamamen mermer kaplı olmalıydı mutlaka. Yine de diğer Belkıs yapılarından çok, çok şanslı olduğu apaçık ortadadır, hala ayaktadır çünkü.![]()
Tiyatronun içine girdik sonunda. Ama artık Antalya, Belkıs denildiğinde, sadece bu tiyatro gelmeyecek herhalde aklınıza. Hepsi birer tenora, sopranoya dönüşmüş olarak, Aspendos’un ses akustiğini test etmekte olan, tribünlerin üstündeki ve altındaki yerli ve yabancı ziyaretçilerle bitirelim. (ertanalayat)




